İstanbulda zemin sıvılaşmasının en yüksek olduğu 4 nokta uyarıldı

Kahramanmaraş merkezli ve 11 ilin etkilendiği depremlerin ardından gözler olası Marmara depremine çevrildi. Kentteki zemin sıvılaşması görülen bölgelere yönelik konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Dalgıç, İstanbul’un birçok noktasında dere yatakları bulunduğunu, sıvılaşmanın en çok dere yataklarında yaşandığını ve bu noktalara yapılmış çok sayıda da bina olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Dalgıç, dere yataklarının alüvyondan oluşan genç zeminlerle ilgili, “Dere yataklarında deprem sırasında sıvılaşma riski ve taşıma gücü kayıpları gibi sorunlar oluşarak binalara zarar verebiliyor. Eğer bu alanlarda sondaj yapıp, ana kayaya ulaşıp, zemin iyileştirmesiyle binaları yapıyorsak, İstanbul’da vadi yatakları sorun değil. Ama direk bodrum kat yapmadan, zemin iyileştirmesi yapmadan binanızı yaparsanız aynı Maraş, Adıyaman, Antakya’da olduğu gibi bir hasarın ortaya çıkması mümkün.” değerlendirmesinde bulundu.

İstanbul’da sıvılaşmanın en çok dere yataklarında yaşandığının altını çizen Dalgıç, “İstanbul’da zeminde sıvılaşma özellikle Marmara Denizi kıyıları, boğaz kıyıları, Haliç kıyıları, Karadeniz kıyılarında var. Ayrıca Fatih’te dolgu ve alüvyon zeminler var. Bu nedenle Fatih’in kıyı kenarları biraz sorunlu. Bazı yerlerde 30 metrenin üzerinde dolgu zeminler var. Buralarda yapılmış eski binalar var. Bu binaların ilgili belediye tarafından denetlenmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

‘Belediyelerde jeoloji mühendisleri sayısını arttırılması gerekiyor’

Prof. Dr. Dalgıç, İstanbul’da zemine uygun binaların yapılmasının, depremde yaşanacak riski en aza indireceğini belirtti.

Binaları yaparken zemin etütlerine dikkat edilmesinin önemli olduğunun altını çizen Dalgıç, “Binanın temel sistemine ne kadar dikkat edersek yapacağımız yapılar o kadar ayakta kalacaktır. Binaların zemin etütleri sonucunda temel sistemlerini inceliyoruz. Eğer binada radye temel yapılacaksa radye temel yapıyoruz. Bazen radye temel de yapmak yeterli olmuyor. Çok farklı zemin iyileştirme yöntemleri var. Riskli gördüğümüz yapılarda uygun temel sistemini uygulayarak depreme karşı kendimizi hazırlamış oluyoruz. Binayı yaparken zemin ile planı birlikte yapmamız lazım” diye konuştu.

Prof. Dr. Dalgıç, binaların yapımında denetimlerin daha fazla artırılması gerektiğini de dile getirirken sözlerini şunları söyledi:

“Bina yapımında denetimler maalesef eksik. Yeni yapılan binalarda zemin etütlerini daha sıkı denetlememiz, gereken önemi vermemiz gerekiyor. Bu anlamda belediyelerdeki jeoloji mühendisleri sayısı yeterli değil. Belediyelerde jeoloji mühendisleri sayısını artırılması gerekiyor. Ayrıca yapı denetim firmaları yine yetersiz kalıyor. Firmaların bünyelerinde zemin etütlerini denetlemeleri için jeoloji mühendisi gerekiyor.”

‘Binaları yaparken zemin ile yapı kalitesinin birbirleriyle uyumlu olması gerekiyor’

Kuzey Anadolu Fay Hattının Marmara Denizi’nin içerisinden geçtiğini ve İstanbul’a 15 kilometre uzaklıkta bulunduğunu anımsatan Dalgıç, “Bu nedenle bazı ilçelerimiz risk altında olabilir. Bunun için yapılarımızı riske karşı hazırlamamız, yeni yapıları buna göre yapmamız lazım” diye konuştu.

Prof. Dr. Dalgıç, İstanbul’un zemin yapısının kötü olmadığını, insanlara bu durumun yanlış yansıtıldığının altını çizerek, şöyle devam etti:

“İstanbul’da bazı yerlerde vadi yatakları, alüvyon oluşumlar ve ‘Kuş dili’ dediğimiz kötü zemin özelliğindeki bir formasyonumuz var. Diğer formasyonlarımız uygun özelliktedir. Zemin etütlerinin de taşıma gücü, oturma gibi değerlerini belirliyoruz. Böylece İstanbul ölçeğinde yapılan veya yapılacak yapılarda deprem riskini en aza indirgemiş oluyoruz. Binaları yaparken zemin ile yapı kalitesini birbirleriyle uyumlu olması gerekiyor. İstanbul’da bu uyumu sağladığımız zaman çok az hasarla gelecek depremi atlatabiliriz.”

‘İstanbul’un ‘riskli ve sağlam ilçeleri’ diye bir ayrımın olmaması gerekiyor’

İstanbul’un zemin yapısını ilçe bazında değerlendirmenin yanlış olduğunu anlatan Dalgıç, parsel bazında yapılacak zemin etütlerinde binanın oturacağı zemin yapısının net olarak ortaya çıktığını ifade etti.

Prof. Dr. Dalgıç, İstanbul’un her ilçesinde dere yatağı ve kaya zeminlerin bulunduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“‘Kaya’ dediğimiz yerlerde bile alüvyon oluşukları, yamaç molozu oluşukları veya kayanın kendi içerisinde ayrışmış kesimleri, fay zonları, yeraltı suları var. Bir yere ‘sağlam’ diyoruz ama bu alanlarda kaya düşmeleri, kaya kaymaları olabilir. Dolayısıyla her parselin kendine has bir özelliği var. Bir ilçede zeminin bir tarafın zemini kötüyken bir tarafı iyi olabilir. Aynı parsel içerisinde zeminin bir tarafı kaya, bir tarafı kayaların ayrışmış durumları olabiliyor. Bu nedenle ilçenin tamamını ‘zemin kötü’ diye belirtmek yanlış. Örneğin Beylikdüzü’nün zemini ‘kötü’ demek yanlış bir bilgi. Beylikdüzü’nün belirli kısımlarında heyelan olayları var. Oranın kayma düzlemini bilirsek, kayma düzleminin altına ulaşacak fore kazıklar yaparsak o heyelanlı alanlarda da sorun olmayacaktır. Avrupa Yakası ‘kötü zemin’ olarak lanse ediliyor. Bu çok doğru değil. Bu nedenle İstanbul’un ‘riskli ve sağlam ilçeleri’ diye bir ayrımın olmaması gerekiyor.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir